Muhabbet

1960 Darbesi – Demirkırat Belgeseli

1960 darbesi Demirkırat Belgeseli ile bizi geçmişe götürüyor. 10 bölümlük bu belgesel ile, olmadığımız zamanlarda yaşananlara ve yaşananların yarattıklarına şahit oluyoruz. Dönemin rol almış figürlerini, olayların içinde olan insanları ve onların ifadelerini dinliyoruz.

Cumhuriyet genç ve enerjik bir halde yoluna devam etmektedir. Atatürk milli önder profili ile inkılaplar yapıp, halkın geleceğini tesis etmeye çalışmaktadır. Atatürk’ün en büyük özlemi olan demokrasi ise hala uzakta görünektedir. Bizzat Atatürk tarafından Serbes Fıkra kurulur. Fakat yaşananlar iktidarı korkutmuş olacak ki, halkın serbes fıkraya teveccühünden rahatsız olunmuş. Serbes fıkra bir oldu bitti ile kapatılmış.

Serbest Fıkra Aydın Toplantısı – Adnan Menderes ve Fethi Bey

Bu dönemde Serbest fıkra Aydın il başkanı olan Adnan Menderes’in siyasete atıldığı dönemdir. Serbest fıkra kapanınca Menderes CHP ile yola devam ediyor. Atatürk tarafından Aydın Mebusu olarak meclise alınıyor. Fakat bu durumdan kendisinin haberi seçildikten sonra oluyor. Atatürk Aydın ziyareti sırasında Serbest fıkra merkezini ziyaret etmek istemez. Fakat Menderes ısrar ile Atatürk’ü davet eder. Atatürk 5 dakikalık bir ziyareti yapıp çıkacağını söyler. Fakat bu ziyaret 4 saat sürer. Atatürk bol bol kahve sigara tüketerek, Menderes’i dinler. Menderes zamanın koşullarında gayet eğitimli, düzgün konuşan ve bilgili bir kişidir. Bu şekilde Atatürk’ün ilgisini kazanarak, kendisinin bile haberi olmadan mebus olur.

Bir süre sonra Atatürk vefat ettiğinden dolayı ülke küçük bir belirsizlik dönemine girer. Bu dönemden İnönü yeni Cumhurbaşkanı olarak çıkar. Ve ilk olarak ömür boyu şef olmasını sağlayan yasanın geçirilmesi işlemi gerçekleştirir. Bu sırada ülkede ekonomik olarak ağır bir yoksulluk kol gezmektedir. Hükümet yanında olanlar balolarda, partilerde boy gösterirken, halk sokaklarda perişanlık içinde yaşamaktadır. Bu durum karşısında halkta birikmiş bir bıkkınlık ve öfke vardır. Üstüne 2. Dünya savaşının gelmesi ile ülke iyiden iyiye yokluk çekmeye başlar. Bu süreçte İnönü kabinesinde bazı isimler muhalefet olmayan fakat aykırı sesler diyebileceğimiz şekilde seslerini yükseltmeye başlar.

Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü bu grubun başını çekmektedir. Bu CHp içinde bir huzursuzluk çıkarır. Parti bu kişileri belirli bir süre sonra uzaklaştırır. Bu ekip siyasete atılmaya karar verir. Fakat ülkede bunu gerçekleştirebilmek için bile İnönü’nün icazetine ihtiyaç vardır. İnönü bu durumda bazı şartlar öne sürer. Bu şartlar ise; Laiklik ve İnkilaplar konusunda muhalefet oluşturulmayacağının garantisini içermektedir. Bu şekilde İnönü’den onay alınır. Ve eski CHP’liler Demokrat Parti’yi kurar. 1947 Seçimleri  yaklaşmaktadır. Bu seçimlerde CHP iktidarı garanti görürken, DP ise ne yapacağını bile bilmiyordur. Bu gelişmeler yaklaşırken, İnönü seçim tarihlerini öne çekerek zaten hazır olmayan DP’yi iyice hazırlıksız yakalar. Dp bunun üzerine seçimleri boykot ederek katılım oranını çok düşük rakamlara çeker. Bu İnönü’yü kızdırmıştır. Celal Bayar ile araları açılmıştır. Otoriteyi kızdırmak istemeyen Bayar bir sonraki tura kesin katılım kararı alır. Dp’nin kurulması halk arasında müthiş bir coşku ile karşılanır. DP merkezi insan yağmuruna tutulur. Fakir, zengin, Ağa, Amele herkes DP’ye kayıt olmaya karar verir. Bu süreç içinde parti imkansızlıklar ve CHP’nin baskısı nedeni ile miting bile yapamaz hale gelir. Ama ellerinden gelen her noktaya ulaşmaya ve teşkilat yapılandırmasını yapmaya çalışmaktadır.

Bu imkanlar içinde 1947 seçimleri sonuçlanır. Adnan Menderes Aydın’dan seçilememiştir. Hanımına hadi toparlan eve döneceğiz diye telefon açar. Fakat hanımı kendisine Kütahya’dan kazandığını söyleyerek, kendisini tebrik eder. Bu şeçimlerde Demokrat Parti 67 milletvekili alarak muhalefet koltuğuna oturur. Bu seçimlerde CHP’nin bir çok yerde oy hırsızlığı yaptığına dair iddaalar ortalığı kasıp kavurur. Ama güç olan haklıdır barbarlığı ne yazık ki doğrudur. DP meclis’te yer aldıkları için artık bir parti ödeneği almaları kesinleşir ve ülkeyi 1950 seçimlerine götüren süreç başlar. Arada yaşanan çeşitli çekişmeler ve
sürtüşmeler ile süreç geçilir. 

1960 Darbe Yolunda 10 yıl : 1950 Seçimleri

Yıl 1950. Demokrat Parti ilk büyük zaferine ulaşıyor. Bu zaferde halka verilen vaatlerin ve halkın değişiklik isteğinin rolü çok büyük oluyor.

Demokrat Parti 416 millet vekili ile meclise giriyor ve tek başına iktidar oluyordu. Bu CHP’de büyük bir şok yaratsa da, demokrasi adına bu duruma
ses çıkarılamıyordu. Ülke artık yeni bir yola giriyordu. Halkın istedikleri ve
iktidarın gücü Demokrat Parti’yi büyük bir sınava sürüklüyordu. İlk icraat
olarak ezanın Türkçe okunması kanunu kaldırıldı. Ezan arapça okunmaya başlandı.
İmparatorluk bakiyesi olan Anadolu insanı bu duruma çok sevinmişti. Çünkü
Anadolu insanının inandıkları kendisine sorulmadan değiştirilmiş ve islami
propaganda sayesinde bu mevzu hiç unutulmamıştı. Bu hareket hal nezdinde büyük bir taraftar kitlesi toplasa da, Atatürk ile çelişmeyeceğine söz veren Celal
Bayar ve ekibi ordu nezdinde güvensizlik kazanmıştı.

1960 Darbesi – 1950 Seçim sonuçları

Menderes ilk olarak sözlerini tutmak istiyordu. Kafasındakileri gerçekleştirmek için, Celal Bayar’ın gölgesinden kurtulmak istiyordu. Bu hemen olacak bir şey değildi. Zaman ile bu süreçleri geçirecek ve tek adam olacaktı. Ülkede yol inşaatına başlandı. Her yere yollar ve binalar inşaa ediliyordu. Bu inşaatlar
sırasında tarih falan kimsenin umurunda olmuyor, her yer yıkılıyordu. 

Türkiye’nin Taraf Olma Zamanı

Dünya SSCB ve Amerika arasında yaşanan soğuk savaşın gölgesindeydi. Kuzey kore ve Güney Kore arasında çıkan savaş ilk defa komünizm ile kapitalizmi karşı karşıya getirdi. Türkiye bu savaşa asker göndererek Dünya’ya tarafını belli etmiştir. Savaşta türk birliklerinin gösterdiği yüksek başarı sayesinde, Amerikan Kongresinde Celal Bayar misafir ediliyordu. Salona girerken ayakta karşılanıyor, alkışlanıyor ve kürsüden hitap etme şansı veriliyordu. Türkiye artık Amerika’nın yanında yer aldığını bütün Dünya’ya bildiriyordu.

Savaş sonrasında IMF’den alınan borçlar ile birlikte bir tarım atağı başladı. Ülkenin her yanı ekilip biçiliyor, Traktör ve Biçerdöverler her yeri geziyordu. Türkiye o sene buğday üretiminde dünya 4.sü olmayı başarıyordu.

Devam eden süreçte ekonomik olarak bu hamleler yapılırken, Demokrat Parti CHP’nin kendisine yaptıklarını unutmuyor ve siyasi arenada gücün verdiği sarhoşlukla çizgisinden kayıyor ve CHP’ye saldırıyordu. 1954 seçimleri geldiğinde Demokrat parti yine iktidarı elinde tutuyordu. Bazı illeri kaybetmesine rağmen ezici bir çoğunluk sağlıyordu.

1960 Darbesi – 1954 Seçim sonuçları

1954 seçimlerinde kendisine oy vermeyen Kırşehir’i kasaba olarak ilan ediyordu Menderes. Artık yaptıklarında bir demokratlık yoktu. Git gide sertleşiyor, gazeteciler içeriye girmeye başlıyordu. Menderes’in bu tavrı halk karşısında da güvensizlik uyandırıyor ve ordu bu duruma gizlice bileniyordu. Türkiye tarihinin gördüğü en büyük zaferden sonra DP her yanda istibdat rejimini başlatıyor, muhalefete tahammül dahi edemiyordu.

Adnan Menderes Amerika’yı ziyaret etmeye karar veriyordu. Napoli’den Amerika’ya kalkacak olan uçağa biniyor fakat son anda Amerika elçisini çağırıp bazı şartlar sunuyordu. Bu şartlar olmaz ise Amerika’ya gitmeyi düşünmediğini bildiriyordu. Belki de Menderes2in dönüm noktası tam olarak bu andı. Amerika Menderes’e şart koşmamayı kabul ediyor ve misafir olarak ağırlığıyordu. Menderes SSCB hakkında ileri geri konuşmalar yapıyor, her zaman Amerika’nın dostu olacağını belirtiyordu. Bu dostluğun belirtisi olarak veya buna güvenerek 300 milyon dolar kredi istiyor fakat sadece 30 milyon dolar alabiliyordu. Bu durum cari açığı büyüyen memlekette yeniden işsizlik ve fakirlik sinyali olarak halka göz kırpıyordu. 

Bu arada Kıbrıs adası üzerinde Rumlar ve Türkler arasında yaşanan gelişmeler, toplumun hamaset duygularını kaşıyor ve ülkede bir milliyetçilik dalgası başkaldırıyordu. Atatürk’ün Selanik’teki  evi  bombalandı diye bir haber yapılarak halk galeyana getiriliyor, sokağa dökülüyordu.

5-6 Eylül 1955’te Azınlıkların Beyoğlu’nda bulunan evleri ve iş yerleri bu bahane ile talan ve yağma ediliyor. Dönemin kaynakları Menderes’in bu duruma bilerek geç müdahale ettiğini ve hatta düzenleyicilerden biri olduğunu bile iddaa ediyor. Ama bu durum kanıtlanamasa da, Yassıada’da karşılarına çıkana kadar uykuya geçiyor. 

Bunların ışığında baskı, ekonomik sıkıntılar ve muhalefete tahammülsüzlük ile geçen sürede 1957 seçimleri gerçekleşiyor ve Demokrat Parti ciddi bir oy kaybına uğruyor. Bu Adnan Menderes’in kontrolünü tamamen kaybetmesine neden oluyor ve Tahkikat Komisyonu denilen ve tamamen anti demokratik yetkiler ile kurulmuş olan bir komisyon oluşturuluyor. Bu komisyon CHP’nin mal varlığına ve Atatürk’ten kalan miraslarına el koyuyor ve Köy Enstitülerini kapatıyordu.

1960 Darbesi – 1957 Seçim sonuçları

Günümüzde Sol görüşlü insanların Amerika’yı Menderes getirdi iddası işte buna dayanmaktadır. Sırf CHP tarafından yapıldığı için, çok önemli bir işlevi olan Enstitülerin kapatılması halk ve ordu da sabırları sona getiriyor ve gizli hareketlilik başlıyor.

Tahkikat komisyonu o kadar kanunsuz ve denetimsiz bir organ olarak ortaya çıkıyor ki, CHP’nin baskı ve istibdatından dert yananlar bile bu duruma isyan ediyor. Artık dengeler değişmiş, CHP mazlum duruma düşmüştü. Demokrat Parti her alanda CHP’ye saldırıyor ve İnönü’ye açıktan hakaretler etmeye başlıyordu.

Ordu kendi içinde bu duruma Albaylar olarak örgütlenen bir oluşumun tohumları atılıyordu. 

1959 yılında 1960 yılında yapılması düşünülen seçimler için İnönü doğrudan sahaya iniyor ve mağduriyetini halka şikayet ediyordu. Demokrat Parti ise CHP’nin zamanında kendisine yaptığı gibi miting ve toplantılarını engellemek için elinden geleni ardına koymuyordu. İnönü’ye fiziksel saldırı girişimleri bile olmuştu. Bu duruma tepki olarak ordu bir sonraki İnönü mitinginde sokaklara inmiş ve CHP’nin yanında olduğunu açıkça göstermişti.

Bu minvalde devam eden süreçlerde artık ordu ne yapması gerektiğine karar vermek isterken, Menderes ile Ordu arasında yaşanan bazı olaylar nedeni ile Ordu duruma el koymaya karar verir.

25 Mayıs 1960 yılında Menderes Eskişehir’e giderek kendini halkın arasına atmak ve gücünü göstermeyi amaçlıyor. Ama ordu harekete geçmişti artık. Sabahın erken saatlerinde Harbiye’liler Ankara’nın bütün noktalarını sarıyordu. Sabahına ise Cumhurbaşkanlığı hariç her yer Harbiyeli’lerin elindeydi.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar sabaha kadar dirense de, sonunda teslim alınarak Eskişehir’e götürülüyor. Bu sırada Eskişehir’de  bulunan Adnan Menderes olayların farkına varınca uzaklaşmak isteyerek Kütahya yoluna düşüyor. Fakat Ordu uçaklar sayesinde yer tespiti yaparak Kütahya girişinde Menderes’i yakalıyor. 

VE DARBE GERÇEKLEŞİYOR.

Albaylar cuntası 27 sabahı bütün radyolara darbe bildirisini dağıtıyor. Türkiye yeni bir döneme uyanıyor.

Tutuklanan bütün Demokrat Partililer Yassıada’ya götürülüyor. Ülkemizde FETÖ opersayonları sonrasında yaşanan cadı avının aynısı o dönem yaşanmakta. Uzaktan, yakından ilgisi olan herkes tutuklanıyor. Harbiye okulu tutuklular ile dolunca, Cunta komutanı bir çok kişiyi geri salıyor.

Cunta darbeyi planlamış ve başarılı bir şekilde yerine getiriyor.  Fakat sonrası için bir planları olmadığından ne yapacakları hakkında en ufak bir fikirleri yok. Çözüm olarak Üniversite hocalarından oluşan bir ekip oluşturularak bunlara yeni anayasa yapma hakkı tanınıyor. Fakat hocalar durumun farkında olduğundan, cunta yönetimine bir komisyon veya birliğin kurulmasını, anayasanın yapılana kadar yargılamalar ve yürütmenin bu komisyon tarafından yapılması gerektiğini söylüyor. Buna paralel olarakta MBK yani Milli Birlik Komitesi kuruluyor. Bu komite ordunun en üst kademesinden mensup bulamadığı için, General Cemal Gürsel tatilinden alıkonarak Ankara’ya ordu ve komitenin başına getiriliyor.

Bir yanda hocalar anayasa üzerinde çalışırken, diğer yandan tutukluların yargılanması işlemleri için gerekli hazırlıklar yapılıyor. Bu arada geçici bir hükümet kurmak isteyen cunta içindeki bir grup, yine cunta içinde muhalefet ile karşılaşıyor. Alparslan Türkeş’in önderliğindeki bu grup, yönetimi devretmek istemiyor. Bunun nedenini ise şu şekilde açıklıyor Türkeş; “ Bu iktidarı ordu eli ile İsmet Paşa’ya vermek olur, bu da darbemizin bir anlamı olmadığını ifade eder” diyor.

Cunta içindeki bu karmaşa İsmet Paşanında kulağına gidiyor. Ve eğer demokrasiye geçilecek ise ordusuz geçilmesi gerektiğini söylüyor. Uzayan bu süreçte son olarak Cemal Gürsel ve cunta komutanı , 12 ler diye bilinen muhalif cunta mensuplarını sürgün ediyorlar. Alparslan Türkeş Hindistan’da türk elçiliğinde geri bir göreve gönderiliyor.

1960 Darbesi – Demokrat Partililer Yassıada’da

Yargılama süreçleri bağladığında ise ülke dağ fare doğurdu demek zorunda kalıyor. Çünkü istinat edilen suçlamalar çok basit ve çapsız suçlamalar oluyor. Bayar köpek davası ile, Menderes ise evlilik dışı çocuk davası ile yargılanıyor. Halkta mahkemeye olan güven ciddiyet kayboluyor. Bu süreçte olanlardan birbirini suçlayan Bayar ve Menderes hiç konuşmuyor.

Komite ayrıca basında oluşan bu güvensizliği takriben bazı konularda yayın yasakları getiriyor ve diş gösteriyor. Bu sırada kurucu meclis tekrar görev başı yapıyor ve anayasa oy birliği ile kabul ediliyor. Bazı çevrelerin fazla özgürlükçi dediği anayasa sayesinde, temel hak ve özgürlükler Cumhuriyet tarihindeki en yüksek seviyesine ulaşıyor. 

Tutuklamaların üzerinden 1 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen dava hala devam ediyor. Sanıklar zorla filmlerde oynatılarak, Yassıada’da mutlu ve huzurlu oldukları havası cunta tarafından oluşturulmaya çalışılıyor.

Mahkeme sonunda bazı kararlara varmayı düşünüyor. Ordu içinde bile hem fikir olamayan cuntanın bir kısmı idamı isterken, bir kısmı ise idamın ağır bir karar olacağını savunuyor. Fakat Org. Cemal Gürsel’in pek bir ağırlığı olmadığı için, Cuntanın İstanbul merkezi harekete geçip İmralı adasında dar ağaçları kurup, mezarlar kazdırmaya başlıyor. Cemal Gürsel ve İsmet İnönü müdahale etmeye kalksalarda, değişen bir şey olmuyor.

“Bu kadar adam astık, yaptıkları pislikler unutuldu ama idamları unutulmadı – İsmet İnönü”

Yargılamalardan 15 idam kararı çıkıyor. Menderes hariç diğer mahkumlar idam cezasını uygulamak amacı ile İmralı adasına götürülüyor. Menderes ise hasta olduğundan dolayı, tedavi ediliyor.

Amerika, Franda, İngiltere, Hollanda, Pakisten ve diğer ülkelereden idamların durdurulması için telkinler geliyor. Fakat bu telkinler bir şeye yaramıyor. Alınan kararlar bir jet uçağı ile Ankara’ya götürülüyor. Orada resmen keyfi bir şekilde oylama ile ölmesi gerekenler belirleniyor, kalanların ise ömür boyu hapse mahkum edilmesi kararlaştırılıyor. 

Bu toplantı sonrasında ise Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’nın idamına onay çıkıyor. Fatin rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan İmralı’da infaz ediliyor. Sonrasında iyileşen Menderes’te İmralı adasına götürülüyor. Yassıada’dan ayrılırken, çocukluk arkadaşı Ethem Menderes’e şunları söylüyor;

“ Bizim ne işimiz var siyaset ile. Bak kendimizi de, ülkeyi de ne hale getirdik. Buradan çıkarsam eğer, köyüme gidip, bir daha Aydın’a bile çıkmayacağım. Çine çayının kenarında oturup, gökyüzünden düşen yaprakları izleyeceğim” diyor.

Fakat İmralı adasında iki gardiyana teslim edilince her şeyin bittiğini anlıyor Adnan Menderes. Dar ağacında son sözleri ise; “Hiç küskün değilim, hiçbir dargınlık duymuyorum” oluyor.

Günümüz Türkiye’si ile 1960’lar Türkiye’sinde yaşananlar ne kadar benziyor. Başta mağdur olanlar, iktidara gelince gücün etkisi ile kendisinden başka herkesin yaşam hakkını yok sayıyor. Ülkeyi sevmeyi tekeline alan bu kişiler, çok güvendikleri halkın ceplerine ateş düşürdükleri an, terkediliyorlar.

Not: Bugün yürürlükte olan ve Başkanlık sistemi olarak adlandırılan sistem, İnönü zamanında kurulmuştu. Bu sisteme en büyük muhalefeti Adnan Menderes yapmıştı.
Not: Adnan Menderes’in Türkiye sahnesine çıkmasına neden ve önder olan kişi bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tür. 

Daha fazla göster

Benzer Bloglar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu da ilginizi çekebilir

Close